37.5 oldum. 38' e girmek heyecanlı gibi sanki.


Ebeveynlik hayatıma başlamadan ucundan döndüm.

Yeniden kendim olarak kendime sarıldım; zamanın değerini artık çok daha iyi anlıyorum.

Ölmek üzere olmak ve kurtarılmak acayip bir şey.

Hayattayım ve bunları yazıyor olmak bir hediye.

Şu yazımdan 15 sene geçmiş: 'Seni yeneceğim İstanbul'

Hala İstanbuldayım fakat bir fark var! 

Dünya vatandaşıyım ben, Global olan vatandaşlığı öğrendim..

Hakikaten 38 yaşa gelmek, bir göz açıp kapama kadar hızlı; bir o kadar da yavaş ki, anlatamam.

10 seneyi düşünüyorum. 10 sene öncesi çok uzak mesela. Bir sürü şey yaşamışsın, öyle şeyler yaşamışsın ki sayfalara sığmaz. Bir o kadar da hızlı geçmiş. Sanki geçen gün bir arkadaşının etkinliğindeydin, 32 yaşında… Aniden bugün olmuşçasına.


Neyse, yazmayı bıraktım fakat arada şiirler yazıp hayıflanıyorum. (iPhone notlar...)


Buraya yayınlar mıyım emin değilim. Zaten Google aramalarında bu blog görüntülenmesin diye kapattım.


Kimse bu masumiyetimi görmesin, kimse bilmesin istedim. İsmimi aratınca çıkmıyor, kimse ergenken yazdığın hayıflanmaları okuyamıyor. Sanırım yetişkinlik zamanlarında evinin perdesi iyice sıkılaşıyor. Dertlerini herkese anlatmaz oluyorsun, ifadelerin seçilmiş ve dikkatli oluyor.


BEN BU YAŞLARI ÇOK SEVDİM.


Hem gencim hem de kafam az çok basıyor hayata.


Boomer olmamak için aşırı çabalıyorum tabii. En son TikTok’a hesap açmak durumunda kalmak ve yeni jenerasyonu anlamaya çalışmak iyi geldi.


Mesela artık bilekten kısa çorap giymiyorum. Aralarına karışmak daha kolay oluyor.


Sorumluluklarını yapmamalarına kızmak yerine, gençken hakkımı savunmadığım aklıma geliyor.


Mesai bitince mesai bitermiş mesela.

Çok yorgunsan ifade edebilirmişsin.

Yetiştiremediysen yetiştirememişsindir. Hepsi bu. dünya yıkılmıyormuş..


Yani diyorlar ki: hmmm ' henüz tam anlamadım ama yakında bu cümleyi bulacağım.'


Mentor olmak da ayrı bir mesele.

Mesela mentorun yok artık.

Ya çok yaşlanmışlar ya da senden fikir alıyor oluyorlar.


Kararlar sadece sen ve yastığında.

Fikirler sadece sen ve sabah kahvesinde.

Tartışmalar sen ve dinleyicilerde.


Bunu fark etmek ilk başta koydu tabii. Fakat sıra bana geldiğini anladığımda, hakkıyla yapmak benim kararımdı.


Neyse, çok kafa sesi yazdım.


Asıl konuya ancak gelebiliyorum:


Mutluyum, sayın okur.


Eşim, işim, atölyem, çevrem… Bir de ülkem iyi olsa keyiften dört köşe olacağım.


Çok çalıştım buralara gelmek için, “tırnaklarla.” Hak ettiğimi de artık rahatça söyleyebilirim.


Rahatça…


İstanbul’a geleli tam 15 yıl. 15 yıl boyunca durmadan çalışmakla geçti.


Hayatıma bir sürü insan sokarken, bir sürü insanı da tek kahveliğe düşürdüm (yalnız çıkarmadım, medeni oldum).


Zaman önemli, artık çok daha değerli.

  • Menüde fiyata bakmadan yemek ye. (tik)

  • Yavaş sabahlar. (bunun için gerçekten çok çabaladım… Kahve içip sakince hazırlanmak senelerimi aldı elbet)

  • Kendin mutlu ol diye çalış. (tik)

  • Sevdiğin işi yap asla işe gidiyor hissetme. (tik)

  • Eğitmen ol. (tik)

  • Sanatı bırakma. (tik)

  • İyi bir partner bul. (tik)

  • Papağan al. (tik)

  • Dünyayı gez. (tik’e az kaldı)

  • Her sabah iyi uyanmaya çalış. (tik)

  • Çevreni iyi tut. (tik)

  • Çalışkan ol. (yarım tik — yok yok gayet çalışkanım ama yetmediği için yarım tik)

  • Amerika vizesi al. (tik)


Temel şeyleri halletmişim aslında. Gerisi tefe tüfe (böyle bir cümle var mı?).


Bir tek neyden memnun olmadığımı da söyleyip gidiyorum:


Gittikçe daralan vizyonsuzluk etrafında vizyonlu kalmak çok zor. Ekip ile çalışırken vizyonundan dolayı zorlanmaları seni “zor insan” yapıyor gibi yaftalıyorlar.


Şimdi anlıyorum.

Zor insan, duygusuz insan nasıl oluyormuş, yavaş yavaş anlam veriyorum.


Cenazelerde artık ağlamamak gibi bir şey. Topluluk içinde su alan sensindir mesela, ağlayanları sakinleştiren de.


Neyse, durumlar böyle.


Kuzguncuk’ta bir atölyem var. Orada yazıyorum. Evde eşim ve kuşum; ben ise atölyemde çalışıyorum.


Hayat bir gift.

Gerçekten.


Sabah kahve içmek için sabırsızlanacağımı hiç düşünmezdim.


Bu yaşlar güzel.

sober ve fit olarak

Sevgiler,


SL


Saat 02:00 ve 17 Ağustos 2025.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2024

Bi o yana, bi bu yana.